Biliyorsunuz, yurt dışına çıkmak başlı başına bir dert. Aylar sonrasına verilen randevular, “vize çıkar mı çıkmaz mı” belirsizliği, reddedilen başvurular yüzünden yanan uçak biletleri…

İnsanlar artık seyahat değil, vize planı yapıyor.

Bakınız, Türk vatandaşları sadece AB vizesi başvuruları için son 15 yılda yaklaşık 800 milyon euro ödemiş.

Bu rakam yalnızca başvuru ücretlerini kapsıyor; tercüme, banka, noter ve aracı kurum masrafları bunun dışında.

Öğrencilerin, iş insanlarının vize için ne zorluklar çektiğini hepimiz biliyoruz.

Ama aynı Türkiye’de bir de yeşil pasaport ayrıcalığı var.

Bir kesim Avrupa kapısında beklerken, yeşil pasaportlular AB’ye ve diğer birçok ülkeye vizesiz giriş yapabiliyor.

Dahası, bu ayrıcalığın genişletilmesi için yoğun bir mesai yürütülüyor.

Kulisler yapılıyor, teklifler hazırlanıyor, yeni meslek grupları sisteme dahil edilmeye çalışılıyor. Hepsi “mesleki kolaylık”, “uluslararası temas”, “prestij” gibi süslü gerekçelerle pazarlanıyor.

SAHİ, BU YEŞİL PASAPORT İŞİNİN KÖKENİ NE?

Yeşil pasaportun hikâyesi 1950’li yıllara kadar uzanıyor.

Ama 1950’lerin Türkiye’sini bugünkü Türkiye ile karıştırmayalım.

Soğuk Savaş’ın başladığı, Türkiye’nin Batı bloğuna hızla entegre olduğu, NATO’ya girildiği, dış politikada rotanın açık biçimde Avrupa ve ABD’ye döndüğü yıllardan söz ediyoruz. Devlet kadroları sınırlı, kamu personeli bugünkü gibi milyonlara ulaşmamış. Yurt dışı temasları da zaten birkaç bakanlık ve üst düzey bürokrat üzerinden yürütülüyordu.

O günkü mantık gayet açıktı:

Devlet adına yurt dışına çıkan kamu görevlilerinin işlerini kolaylaştırmak.

Bu nedenle belirli derecedeki devlet memurlarına “hususi damgalı pasaport” verildi. Bu, istisnai bir uygulamaydı.

Ama zamanla bu istisna genişledi, esnedi…

Derken bir gün geldi, Pandora’nın kutusu açıldı.

PANDORA’NIN KUTUSU AVUKATLARLA AÇILDI!

2019 yılında baroya kayıtlı ve en az 15 yıl kıdemi bulunan avukatlara yeşil pasaport hakkı verilmesiyle birlikte işin rengi değişti.

O Kanun’un gerekçesinde şöyle bir ifade vardı:

“… Uluslararası adli ve idari mercilerde mesleklerini daha hızlı icra edebilmeleri…”

Peki soruyorum:

Türkiye’de kaç avukat gerçekten uluslararası dava takip ediyor?
Kaçı Lahey’de, Brüksel’de, Strasbourg’da dosya kovalıyor?

Bugün Türkiye’de 200 bini aşkın avukat var.

Üstelik bu hak avukatların eş ve çocuklarını da kapsıyor.

Elbette yeşil pasaport sadece avukatlara verilmiyor. 2016’dan bu yana ihracatçılar için de bir sistem var. Ancak orada işler biraz farklı yürüyor.

Son üç yılda yıllık ortalama ihracat tutarına göre yapılan sınıflandırmada; 500 bin dolar ile 10 milyon dolar arasında döviz kazandıran firma yetkilisine sadece bir pasaport hakkı tanınıyor.

Memlekete döviz getiren, istihdam sağlayan, üretim yapan girişimciye kırk dereden su getirtiyoruz. Belgeler, tablolar, yıllık ortalamalar, denetimler…

Ancak avukatların böyle dertleri yok. Yeşil pasaport için; mesleki uzmanlık, yabancı dil, uluslararası dosya tecrübesi gibi hiçbir kriter aranmıyor.

Baroya kayıtlı olarak 15 yıl avukatlık yapmış olmak tek başına yeterli. Bu sürenin nasıl geçtiği, fiilen ne tür dosyalar takip edildiği ya da uluslararası alanda çalışılıp çalışılmadığı, hiç mi hiç önemli değil!

Son derece sıradan bir avukat bile; baba parasıyla özel üniversitede hukuk okuyup, tanıdık avukatların yanında staj yapmış olsa dahi bu hakka sahip olabilir.

Tek şart var: Baroya kayıtlı olarak 15 yıl avukatlık yapmak.

Allah aşkına, bu nasıl bir adalet terazisi?

Burada maksadım bütün avukatları hedef almak değil. Sorun kişilerde değil, sistemde. Burada eleştirdiğim şey avukatlık mesleği değil; amacından sapan bir düzenlemenin ortaya çıkardığı adaletsiz tablo.

Diğer meslek grupları için de aynı şeyler geçerli.

HERKES BU HAKKIN PEŞİNDE

Avukatlara verilen bu hakla birlikte kapı aralandı.

Şimdi herkes sırada.

Geçenlerde gündem oldu. CHP Ankara Milletvekili Deniz Demir, mimar ve mühendisler için Meclis’e kanun teklifi sunmuş.

Gerekçe hazır: uluslararası toplantılar, vize engelleri, mesleki gelişim…

Ardından sanat dünyası da “Yeşil Pasaport Yararına” sahneye çıkıyor.

Funda Arar, Demet Akalın…

“Sanatçılara da yeşil pasaport verilmeli” çağrısı yapıyor.

Neymiş, “Sanatçılar tüm sosyal sorumluluk işlerinde başı çekiyormuş.”

Doktorlar istiyor.
Gazeteciler talep ediyor.
Mali müşavirler zaten sırada.

Ya Allah aşkına…

Hangi meslek yeşil pasaportla gelişecek?

Hangi sektör vizesiz girişle çağ atlayacak?

Mesele yeşil pasaport mu şimdi?

Biz sanatta ve mesleklerde; eğitim, kalite, üretim ve sistem sorununu çözdük, ama yeşil pasaportumuz olmadığı için bu alanlarda dünya lideri olamıyoruz, öyle mi?!

Ve sanmayın ki bu işler sadece muhalefet partilerinde dönüyor.

Meslek örgütleri, sanat çevreleri, lobiler… Bunlar, buldukları her siyasetçiye, her üst düzey bürokrata gidip kulis yapıyor.

Herkes bir şey kapma derdinde.

YAPILACAK ŞEY BELLİ!

Bu iş böyle gitmez.

Önce şunu kabul edelim: Yeşil pasaport artık amacından kopmuştur.

Yapılması gerekenler açık:

Avukatlara verilen hak, kazanılmış haklara dokunmadan kademeli olarak kaldırılmalı.

Devlet memurları için de makul sınırlar getirilmeli.

İstifa etmiş kamu görevlilerine bu hak verilmemeli (en azından bundan sonrası için).

Bundan böyle hiçbir meslek grubuna yeni yeşil pasaport hakkı tanınmamalı.

Çünkü bu durum anayasanın eşitlik ilkesine açıkça aykırıdır.

Haklar mezata çıkarılmaz.
Savurur gibi dağıtılmaz.
Zaten bu işin sonu da gelmez.

Bakın EYT’de ne oldu?

Bir kesime ayrıcalık tanındı, şimdi az bir farkla EYT’li olmayı kaçıranlar kademeli emeklilik bekliyor.

Yarın başkaları, başka şeyler isteyecek. Bu istek ve beklentilerin sonu gelmez!

Bugün yeşil pasaport.
Yarın başka bir imtiyaz.

Eğer bir hakkı baştan doğru ve adaletli tevzi etmezseniz, taleplerin ardı kesilmez.

Bugün avukat.
Yarın mimar.
Öbür gün müşavir.
Sonra doktor, sanatçı…

Ve en sonunda ortada ne eşitlik kalır, ne kamu yararı.

Bu işe artık bir son vermek gerekiyor.

Bu nedenle yeşil pasaport uygulamasının devlet ciddiyetiyle yeniden ele alınması ve asıl amacına döndürülmesi şart.

Birileri kızacak, küsecek diye değil; adalet duygusunu güçlendirerek yol almamız lâzım.


İsmail Vefa AK

Ortak, Yeminli Mali Müşavir